sizin için;




                                                          sevgili blog komşularım,
2018 yılının, hepimize sağlık, mutluluk,
anlayış ve iyilikler
getirmesini temenni ederim.
Kelimelerimizle kurduğumuz cümlelerimiz,
 hayal gücümüzle yazdığımız  hikayelerimiz,
 yaşayarak gördüğümüz günlerimiz,
yeni yılda da devam etsin.
Ağız tadıyla geçireceğimiz yeni günler diliyorum.
selamlar, sevgiler...


hediye işi..




Evet ''işi'' diyorum , çünkü iş halini alabiliyor .Benim gibi olan vardır sanırım,
zor hediye seçerim, onu mu bunu mu ,diye kararsız kalırım falan.

Şöyle gönülden, içinden geldiği zaman ,''tam da ona uygun bu'' diyerek canının çektiğini
almalısın, hediye olarak.Yılbaşında bazen mecburiyetten doğan hediyeleşmeler
oluyor oysa.
İş yerlerinde ,günlerde ,arkadaşlar arasında çekilişler yapılıyor,
belki istemediğin biri çıkıyor ya da az tanıdığın, ona  hediye seçiyorsun.
Herkeslere almak istiyorsun ,cüzdan ya da kredi kartı ,''dur ayol'' diyor,
kesene göre seçiyorsun.
İşyerlerinde müşteriye ya da iş arkadaşlarına ,belki de menfaatlere göre seçiyorsun.


Şu aşağıdaki çocuğu görünce ,dedim çocuklara bile hediye almak zora dayandı.




 Hemen hepsinin almak isteyeceği hediye seçenekleri ,
tablet, akıllı telefon, bilgisayar oyunları yani teknoloji ile ilgili şeylerdir, sorsan..
Baksanıza  evlada, kaptırmış kendini araba yarışı oyununa, keyfine diyecek yok...

Velhasılıkelam, ufak tefek gönül alıcı hediyeleşmeler ,
bir yılın daha ,avuçlarımızın arasından akan kum taneleri gibi gittiğini düşünüp,
kederlenmeyelim diye, bir nevi teselli ikramiyesi işte.

2018 yılı bol kazançlı ,bol paylaşımlı ,bol hediyeli bir yıl olsun,
diyerek, bir yeni yıl dileği daha bırakayım ,
yılın sondan bir önceki gecesine..


İstanbul'da Aralık..

İstanbul 2017 yılının son haftasına, maşallah pırıl mı pırıl bir hava ile girdi.
Hava soğuk olsa insanlar AVM leri tıklım tıkış doldururlardı ki sanırım,
 yine haftasonu ve akşamüzerleri öyle .Ne de olsa AVM lerin en ışıl ışıl zamanı bu ay.
Her yer,tüm mağazalar,yeni yıl indirimleri,
süslü vitrinler, yılbaşı konseptine uygun dekorlarla bezeli.

 Yeni yapılan alışveriş merkezlerinde açık havada dolaşılabilecek ,
sokak tarzı bölümlerde var artık.Sıcak havalarda da alışveriş merkezlerine gelebilirsiniz, diyorlar yani.

 Hatta Küçükyalı'daki bu alışveriş merkezinde, hem açık hem kapalı havası bile yaratmışlar bir bölümde:)) 
Ama biz kanıyormuyuz??  Hayıır.İşimizi çabucak halledip doğru sahile..
İstanbul'da bu güzel Aralık ayının son günlerinde sahilleri dolaşmadan, yürüyüş yapmadan,
bir çay bahçesinde çay içmeden de olmaz ama değil mi?
Güzel havaları kaçırmayacaksın.Yürüyüş,  hem sağlık hem mutluluk için şart.
Size biraz bulut manzaralı ,sahil resimleri de çektim.Boğazdan sonra en güzel
sahil, bizim bu taraflardaki sahil.Anadolu yakası.Neden derseniz ;çünkü karşımızda Adalar var..
.


2018 yılı parlak güneşli günlerin çok olduğu bir yıl olsun,
diyerek bir yeni yıl dileği daha bırakayım..

hayal kurmak..

''..Sabah kızarmış ekmek kokusuyla gözlerimi açtım.Kuzineden odun çıtırtıları geliyor.
Üzerinde küçük gri güğümde çay suyu kaynamakta.
Gözlerimi tekrar kapadım.Derin bir sessizlik. Kar bütün sesleri yutmuş.
Hiç dönmeden uyumuşum, nasıl yattıysam aynı şekilde uyandım. Yorgunluk uçup gitmiş.
Yerdeki döşek sanki kuştüyü yatak gibi rahat ettirmiş bedenimi.
Sobanın sıcağında hemen üzerimi giyiniverdim, kazak , yelek.Ayaklarıma yün çoraplar.
Üstünde gül desenleri olan kırmızı mavi örgü patikler.Şalvar kalıncana, pazenden dikilme.
Kısa kornişe takılı kumaş perdeyi kenara itip dışarı baktım ,
lapa lapa kar yağıyor bir de güzel tutmuş.
yatağımın çarşafını ve yorganını katlayıp, duvar dibindeki dolabın üzerine koydum,
döşeğide yuvarlayıp, dürdüm kaldırıp dolabın yanına dayayıverdim. Kapının arkasınaki
askılıktan aldığım siyah yün şala sarınıp dışarı attım kendimi.
vay canına , nasıl bir ayaz çarpıverdi yüzüme birden. Kirpiklerime yağan karlar kondu.Gözlerimi
kapatıp ,burnumdan derin bir soluk aldım.kapı önünde siyah lastikler vardı.Patiklerle
giymesi zor oldu ama ayağımı zorla sıkıştırdım içine. Karda yürümek,gıcır gıcır sesleri
duymak, beyazlığın sonu yokmuş gibi hissetmek ne de iyi geldi.
soğuğa da alıştım. her yanım kar oldu. içerden seslenmeseler daha ne kadar kalırdım
bilmem...''



yeni yıl için bir dilek daha bırakıyorum;
2018 yılında ,okuyacağımız, yaşayacağımız ,hayaline ulaşacağımız
güzel  hayat hikayeleri  olsun.
Nerede olmayı, nasıl yaşamayı düşlüyorsak öyle günlerle dolu olsun.,

HAYATIN DEĞERİ...

'' Bir gün çocuk babasına sorar;
-Hayatın değeri nedir baba..
Babası cevap vermek yerine;
-Al bu taşı ve markete satmaya götür, der.
Eğer birisi fiyatını soracak olursa iki parmağını kaldırarak işaret et ve hiç bir şey söyleme.
Çocuk taşı alıp markete gider ve bir kadın sorar;
-Taşın ne kadar? onu bahçeme koymak isterim.
Çocuk hiç bir şey söylemeden parmaklarıyla iki işaretini yapar. Kadın;
-İki dolar mı? Tamam alıyorum ,der.
Çocuk koşarak babasına gider.Dediğini yaptığını ve bir kadının 2 dolara taşı almak istediğini söyler.
Babası taşı şimdi bir müzeye götür ve aynı şeyi tekrar yap ,der.
Çocuk müzeye gider ve taşı bir adam görür.
-Bu taş çok güzel ,onu müzeye koymak isterim.Fiyatı nedir?, der.
Çocuk yine eliyle 2 işaretini yapar.Adam;
-200 dolar mı? Tamam almak istiyorum der.Şaşıran çocuk babasına koşar ,müzede adamın
taşı 200 dolara almak istediğini söyler.
Babası şimdi de taşı,  değerli taşlar satan bir dükkana götürmesini ister.
Çocuk dükkana gider, taşı gösterir.Adam ;
-Bu değerli taşı nerden buldun? Ben almak isterim ,der.
 Çocuk yine eliyle 2 işaretini yapınca, adam;
-200.000.- dolar mı? Tamam, almak istiyorum,der.
Çocuk şok olmuş halde babasına koşar.
Babası ;
-Oğlum şimdi hayatın değerini anladın mı?
Nerden geldiğin, nerde doğduğun, teninin rengi ,ne kadar zengin bir ailede doğduğun
önemli değil. Önemli olan kendini nerede konumlandırdığın, çevreni oluşturan insanlar.
Kendini ne şekilde taşıdığın.
Tüm hayatını 2 dolarlık taşmış gbii hissederek yaşabilirsin
Tüm hayatını seni 2 dolarlık taş olarak görenlerle yaşayabilirsin.Fakat her insanın
içinde bir elmas vardır ve çevremizdeki insanları seçebiliriz.
Değerimizi bilen ve içimizdeki elması gören insanlarla kendimizi
bir markete ya da bir mücevher dükkanına koymayı seçebiliriz.
Ve ayrıca başka insanlarında kendi içindeki cevheri
görmelerine yardımcı olabiliriz.
Çevrenizdeki insanları akıllıca seçin, hayata fark
yaratacak olan şey bu. Bazı insanlar sizi paha biçilemez göreceklerdir.''

Bu kıssadan hisse olayından sonra ,yeni yıl için,
 bir dilek daha bırakayım;
2018 yılı , bize içimizdeki sevgi ,huzur ve değeri hissettirecek insanlarla dolu geçsin.
Ve bizlerde etrafımızdaki insanlara sevgi ,huzur ve değer verelim..



(öykü İnt.Alıntı..)

Duyarsızlık..

Öylesine tembel takıldığım günlerde olan bazı şeyler dürtüklüyor yazsana diye.
Yazasım yok oysa. Yılın son haftasına girdiğimizden mi nedir
böyle bir hüzün kaplamış durumda beni.
Ondan mütevellit arkadaş, dost meclislerinde dolanıyorum.
Elim kaleme daha doğrusu klavye tuşlarına gitmiyor. Bir de kitaplarım var,
en büyük kaçamak kapısı, aç gir içine sevdiğin bir kitabın, ruhun dolaşsın dursun.
Akşamları dersen dizilerimiz var, sağolsun.Neredeyse her bölümü sinema filmi ile yarışır uzunlukta.  Mutfaklada aramı soğuk tutuyorum.Neden? Çünkü diyet yapıyoruz
neredeyse üç aydır, iyide yol katettik, sağlık için az ve öz yemek konusunda direnmekteyiz
canısıyla.
İşte böyle takılırken emekli modunda, sitenin kapısında 
kenarları bantla yapışmış bir duyuru gördüm.
''İlçe Kent Konseyi sitemiz F salonunda Çevre ve mahalle sorunları  ile ilgili bir toplantı
düzenlemiştir, cumartesi günü falan saatte '' diye.
Ne güzel ,dedim. Bizim yaşadığımız site150 dairelik kocaman bir yer.
Mahalle gibi ki şimdi İstanbul'da pek çok yerleşim yeri bu şekilde,
yüksek binalı mahalleler  gibi zaten.Pek çokda sorunu var semtimizin,
konuşup, bilgilenmek, sorunlarımızı iletip çözüm aramak için bir sivil toplum örgütlenmesi,
bir platform kapımıza geliyor.
Gün geldi çattı. Biz gittik, sağolsun İlçemiz Kent Konseyi  üyeleri gelmişler,
bizim onlara açtığımız salonda güzelce hazırlanmışlar.
Lakin koskoca 150 daire, en az iki kişi desen, üçyüz kişiden gelen ,ilgilenen,
bir ne konuşulacak, diye merak eden kişi sayısı..söylüyorum;
 iki elin parmakları kadar ya var ya yok.
Şaşırıp kaldık. Günlerdir asılı duyuru, facebook  gurubundan yapılan çağrılar
 hiiç bir işe yaramamış.
Kimse evinden çıkıp, bir asansör mesafesindeki toplantıya gelememiş.
Nasıl duyarsız , ilgisiz, meraksız bir toplum olmuşuz.
Herkes bir bananecilik batağına düşmüş. Hiç mi sorununuz yok,
konuşup paylaşmak çözüm aramak istemez misiniz? Günler uzun ,bir iki saat ayrılabilirdi.
Site adına üzüntü duyduk.
İlçe Konseyi gelen nadir sayıda konuğuna
Şehir Hastaneleri ile ilgili oluşacak sorunlarla ilgili bilgilendirme yaptı
başka bazı sorunlara değindi ve yine yeniden gelebileceklerini belirterek
toplantılarına son verdiler.
Bizler kendi adımıza onlarla tanıştığımıza memnun olduk. Sivil örgütlenmeler çok önemli.
Bu tip biraraya gelmelerle devletin ilgilenmediği, görmediği ufak ama
yaşanılan çevre ile ilgili büyük sorunlara dikkat çekilebilir,
çözüm arayışlarına girişilebilir, sosyal yardımlar ,kültürel faaliyetler yapılabilir.
Ama önce insanımız biraz ilgi gösterecek, sorunları görecek, duyarlı olacak.
Hiç bir şey yapamasak bile dinleyecek, merak edecek,etrafımda neler oluyor diyecek.
Bu yapılan toplantıda da aklıma ,dinlediklerimden ziyade ,
insanların umursamazlığı takıldı.
Katılım çok olsa, biraz duyarlı olsaydık, güzel yaşamın kapısını aralamak için biraz çaba
gösterseydik ,diye düşündüm.
inanın zaman çabuk aksa da,
içine pek çok şey sığdırılabileceğimiz kadar esnektir.
İşte böyle bir haftasonu geçti benim buralarda.
 

Bir bardak çay ve  bir yeni yıl dileği ile nokta koyayım;
 
2018 yılında ,yaşadığımız mahallelerde ki sorunlara, daha duyarlı olmamız dileğiyle.
 

günaydın



        
 
ne tatlı bir tabela yapmışlar..
bir tabak keşkül
ve
Leyla ile yaşanan sevda..
 

Lodos var


İstanbul'da lodos var. Buraların meşhur, güneyli rüzgarı. Hafta sonu esti durdu. Pencere aralarından
içeri giren uğultular, havada sessizce pike yapıp duran martıların uğultusu gibi.
Gemiler, kendilerini karaya vurmuş bulmamak için, Büyükada'nın kuytularına sığınmış.
İki yaka arası deniz ulaşımı duruvermiş,denizin haşmetli dalgalarının durmasını bekliyor.
Havada rüzgarlarla yayılan yosunla karışık, ılık bir deniz kokusu var. Kış kıyamet olması
gereken aralık ayında bir sıcaklık yayılıyor rüzgarla birlikte.
İnsanlar iki kaşlarının arasından yayılan bir ağrıyla uğraşıyor.
Tatsız tuzsuz lodos balığı gibi ,sersem sepelek..Bir huzursuz ,bir gergin.
Dışarda insanların uçuş uçuş saçlarını bile zaptetmesi güç.
Rüzgar öyle bir ittiriyor ki sanırsın savuracak insanı.
İstanbul'un neminden kolay kolay kurumayan çamaşırlar  balkonlarda efil efil rüzgarla
hemencecik kuruyuveriyor.
Havanın böyle hafiften ısınmasına aldanmayın. Öteden beri lodosun arkasından
ya yağmur ya da kar gelir, derler. Aralık ayında olmamızdan dolayı muhtemelen kar yağar.
Bir iki senedir, her yeni yıl başlangıcını, karlarla karşılıyor İstanbul.
Yine de belli olmaz.
Havasına hiç güven olmaz İstanbul'un. Bugün ılık ılık eser savurur ,
yarın bir poyraz sabahına uyanırsın, buz kesmiş etraf.

Her ne kadar biraz güzelleme yapmak istesem de,
bu lodos rüzgarı pek hazettiğim bir hava durumu değil.Hani şu yılbaşlarında vitrinlerde
çokça gördüğümüz,içlerinde çeşitli figürler olan cam küreler vardır..
Sallarsınız içerisinde karlar ,simler,beyaz pamuklar uçuşur.
Lodoslu havada sanki o cam küredeyimde birisi cam küreyi
eline almış, devamlı sallıyor  gibiyim bende.
Bilmem anlatabildim mi??

Güzel pazarlar..
Ağız tadıyla...








Yozgat Blues

 Yavuz ,yabancı dilde pop şarkıları söyleyen bir şarkıcı.
Neşe adlı vokalisti ile Yozgat'a bir arkadaşının gazinosuna turneye geliyor.
Yozgat 'ta  herşey istediği gibi gitmiyor.
Ancak Neşe için aynı şey söz konusu değil.
Neşe ,evlenmek için kız arayan  berber çırağı Sabri ile tanışıyor.
Sabri ile arkadaşlığı onu hem Yozgat'a alışmasını,hem de yeni bir iş sahibi olmasını
sağlıyor.Sabri'nin açacağı kuaför için ona yardım ederken ilişkileri ilerliyor ve
Sabri 'nin evlenme teklifini kabul ediyor. Yavuz ise şarkıları tutmadığı için işlerinden
atıldıklarını, beş parasız olduklarını Neşe'ye hiç söylemiyor.
70'li model arabasını satıyor,kaldıkları otel parasını bile öyle ödemek zorunda kalıyor.


Film az konuşmalı, ve nerelerde çekildiği görüntülerden pek anlaşılmadığı için tamamen
seyircinin hayal dünyasına kalmış. Bu tarz ''sanat'' filmlerini pek seyretmem sırf da bu yüzden.
O öyle mi, bu böyle mi diye düşüne düşüne seyredersiniz.Kitap değil ki bizim hayal gücümüze
bırakılsın.Film dedi mi görseli olmalı, gözlerimize,kulaklarımıza hitap etmeli.
Diye düşünüyorum. Tabii ki bir seyirci olarak.
 Sonu da bu tip filmler için tam tahmin ettiğim gibi bitti.
Öyle ortada.
Seyredenler nasıl düşünecekse öyle.
Yavuz gitti mi? yoksa son anda vaz mı geçti?
Böyle sonları da sevmiyorum. Alışmışız film ya ''mutlu son'' olup bizi gülümsetecek,
ya da '' acıklı bir son '' ile gözlerimizi yaş dolduracak, hüzünlendirecek.
Sanatsal bir film ise gözlerinizde bir soru işareti ile kalırsınız
ve perde de jenerik ,müziği ile birlikte akmaya başlar..

Film 2013 yapımı .Ercan Kesal 'a 2013 yılında  En İyi Erkek
Oyuncu ödülü getirmiş. Aynı yıl,Yozgat Blues filmi bir çok ödül almış.
Tebrikler.
Bu tarz filmler ilginiz dahilinde ise seyretmişsinizdir.Ben de son dönemlerde
dizilerden tanıdığımız Ercan Kesal oyunculuğunu beğendiğim için ,
hazır TV 'de rastlamışken izledim. 
Buraya da bir not düşeyim dedim.
Hepimize iyi hafta sonları olsun...
Görüşürüz..





sanat güneşinin doğum günü


Zeki Müren 'in tüm şarkılarını çok çok çok severek dinlerim.

bugün benim içinde özel bir gün, bu şarkıyı da sevdiğime gönderiyorum.

BİR DAVA Kİ rezaLET

Son günlerde memleket yine bir takım olaylarla kasıp kavruluyor. Biliyorsunuzdur
Amerika'da bir dava var.TV lerin vermekten kaçındığı ya da işlerine geldiği gibi verdiği
bir dava. Bir vatandaş olarak çok fazla işin içini bilemeyebiliriz ,belki anlamayız. Lakin
öğrenmek, dinlemek, seyretmek hakkımız, hala var sanırım.
Tabii ki TV den bunu öğrnemeyince  artık haberleşme açısından dünya küçüldüğü için
you tube gibi facebook canlı yayınları gibi kanallardan dinleyip her şeyi duyabiliyoruz.
Bu konuda Cüneyt Özdemir You Tube 'den yayınlar yapıyor
bir de adını yeni duyduğum Newyork'dan Zeyno Erkan facebook dan.
Dönen dolaplar akıl alır gibi değil, bahsedilen paralar dudak uçuklatıyor, verilen rüşvetler
den bahşiş gibi söz ediliyor.
Dinliyorsunuz ,sonra devlet erkanının konuşmalarına bakıyorsunuz;
 pısss
Karşı evden diyorlar ''Evinize hırsız girmiş,'' bas bas bağırıyorlar.
Ya bir uyan,kalk ışığı yak,
etrafa bak ,giden ne var evinde, kim girmiş ne kadar götürmüş.
Ara polisi, gelsin baksın yakalasın hırsızları.
Adam görmüş, bağırıyor çalıp çırpmışlar anlatıyor.
Herşeyede kumpas, yalan, iftira sahtecilik denilmez ki.
Birileri ordan çamur atıyorsa, bir ne oluyor ,
kim almış bunları ,gelsin hesap versin bakalım
falan de.
pısssss.



İnsanın Düşünmekten Canı Yanar mı?


Nevşin Mengü haber spikeri iken , her akşam saat 18.00 de onun haberlerini takip
ederdik.Sunumu, yorumları anlatış şeklini beğenerek izlerdik. 
Sonra sevgili Nevşin kızımız,bence, zülfi yâre dokunmaya başladı diye , işinden
ayrıldı ya da ayrılmak zorunda kaldı.Niye işi bıraktığını,
belki başka bir kitabında yazar, yine bu kitabında olduğu gibi zevkle okuruz.
''İnsanın Düşünmekten Canı yanar mı?'' adını koymuş kitabına,
belki ironi yapmış,belki bir benzetme.
İran'da 2009 yılında TRT Türk muhabiri iken,İran'da yaşanan seçim,
sonrası,öncesi ve yaşadıklarını anlatıyor kitabında. Bizim
görmediğimiz belki de bir turist olarak bulunsak bile asla göremeyeceğimiz detaylar var.
İşte şöyle kültürü, şöyle sanatı , dili var vesaire tarzında ,değil.
Gerçek İran, gerçek yaşam, gerçek kültür. Öyle ki okurken ,olmaz olsun böyle hayat
diyebilirsiniz.
Benzerlik kurmaya kalktığınız şeylerle,
aklınızdan geçse de ,yok yok deyip,halinize şükredebilirsiniz.
Ve düşünürsünüz ki;
Dünya üzerindeki bir insan için,
Toplumda yaşayan bir birey için,
Ailenin en küçük ferdi için bile
en değerli şey
 özgürlük ve bir insan olarak önemsenmek.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...