#çaysaati

Eylül, yaz sıcaklarından örnekler sunarak dolduruyor günlerini.

  Sıcak ile birlikte nem de var, etraf daha sabahtan sisli puslu. Her fırsatta kendimizi

serin köşelere atıyoruz.

Tadını çıkartmak lazım, sahiller, ağaç gölgeleri ,çay bahçeleri bizi bekliyor.

Ne de olsa sezon sonu, sonbahar ve kış uzun kasvetli günlerle gelmeden önce

bu güzel günleri değerlendirmek lazım.

yeni eğitim öğretim yılı

Twıtter 'da dolaşan bu özet bilgi paylaşımını görünce ,bende bloğa bir not olarak düşsün, dedim.
''Yeni'' kelimesini ;
acaba yeni bir dönem olarak ,önümüzdeki dönem olarak yani zamanla bağlantılı bir kelime olarak değilde, sık sık değiştirip yenileme ,bozup başka bir modele geçme olarak mı anlıyorlar, saygıdeğer yöneticiler.
Benim çocuklarım SBS dönemi çocuklarıydı,onlardan önce OKS'ciler vardı
 sonra TEOG' cular yetişti, bakalım çocuklar şimdi nasıl bir sınav sistemi ile karşılaşacak.
Allah kolaylıklar versin, analara, babalara ve öğrencilere.
Yeni eğitim ve öğretim yılı hayırlı uğurlu olsun..

House of cards



Geçen yaz House of Cards'ın ilk sezonu izlemiştik, sonra bizim televizyonlarda yerli diziler başlayınca ara verdik.
Bu yaz tatil dönüşü devamını izlemeye başladık .House of Cards  bir Netflix dizisi, 5. sezonda. Başrollerinde Kevin Spacey ve Robin wrıght oynuyorlar. 2013 den günümüze kadar Amerikan seçimlerindeki entrikalar, dönen dolaplar hırslı politikacı Frank Underwood ve eşi Clair Underwood üzerinden anlatılıyor.
Kevin Spacey ve özellikle Robin Wrigt ın oyunculuklarına diyecek yok. Frank ve Clair
adeta bir takım  gibi alt basamaklarda uğradıkları haksızlıkların sonunda, ne yapıp edip hatta görevdeki başkanı yerinden ederek Amerikan Başkan ve başkan yardımcısı koltuğunu kapıyorlar.
Bu arada harcanan insanın haddi hesabı yok tabi. Gizli dosyalar, cinayetler, tehditler
yani ''aşkta ve savaşta her şey mübahtır'', diye ,her türlü hile ile yollarında yükselerek, ilerliyorlar.
Kevin Spacey ve Robin Wright bu dizi ile Altın Küre ödülü,
yönetmen David Fincher Emmy ödülü kazanmışlar.
Politik drama türü dizileri seviyorsanız bence en baştan izleyin.






Not:Kendisini iyi pazarlayan bir ülke şu Amerika, hemen her tip ve konuda film ve dizide
''Tanrı Amerika'yı korusun'' diye bir cümleyi araya sıkıştırmayı hiç ihmal etmiyorlar.Son izlediğim
filmlerde bu çok dikkatimi çekiyor.Belki eskiden de vardı.Bilmiyorum .
Bizim film ve dizilere de ülkemiz ile ilgili böyle cümleler ilave etseler ya.
Allah'ım güzel Türkiye'mizi korusun..(her daim dileğim)


Hasbihal zamanı.

Pazar akşam ''Çocuklar Duymasın'' dizisini izlerken,
Haluk:
-niye ikiden çok çocuk yapmamışız ,diyordu,
Bak ikiside büyüdü gitti ,bi başımıza kaldık.
Meltem ise ;
-bir başımıza kalmadık , başbaşa kaldık ,diyerek olaya biraz romantizm katmayı tercih ediyor.
 Haluk ısrarla;
-şimdi ne güzel teog sınavlarına hazırlardık,hatta bir küçüğü daha olsa, onu  ilkokula yazdırırdık ,
falan diye çocuk olayını genişletiyordu.
İşte bu benim  gözlerimın sulanmasına yetti.
-'Haklısın be Haluk' dedim.Çok çocuk iyiymiş galiba.
Sen yine önce kızı büyütüp gönderdin, sonra  Havuç vardı, onu okutup ,yetiştirdin.
Bak benimde(çok şükür) bir kız bir oğlan .İkiz.
Uğraştık üniversiteye girsinler, aman okusunlar diye .
Oğlum Bursa'da kız İstanbul'da .Okuyorlar şimdi.İkisi de gurbete çıktılar.Gerçi bizde İstanbul'dayız ama ulaşım ve trafik yüzünden kızım da yurtta kalıyor.Yani o da yakın gurbet.
Bu hafta sonu okullarına gittiler.
Bizde Haluk'la Meltem gibi ,
kaldık mı bi başımıza!.

Bu hafta ve haftaya üniversiteler de açılıyor.Bu sene yeni başlayanlar mutlu heyecanlı,aileler
sevinç ile karışık gurur içindedir şimdi. Gurbete öğrenci yollayanlarda tatlı bir endişe.Analar babalar ,kendi başlarına yetebilecekler mi, arkadaşları nasıl olacak, ne yiyip ne içecekler,ya hasta olurlarsa gibi gibi, masumlarından başlayıp,endişe sınırlarını zorlayacak sorulara kadar, çeşitli evhamlarla boğuşabilecekler.

Bu konuda iki farklı tecrübeyi aynı yıl yaşadım , yaşıyorum. Hem şehir dışında, hem İstanbul'da
üniversite öğrencisi ,hem de kız öğrenci ve erkek öğrenci farkları ile,
 ''nasıl okur'' konusunda tecrübelerim artıyor.
Ayrı bir blog konusu bile çıkar:)
Ama tabii ki artık onlar birer yetişkin olduklarından onlarla ilgili bir şeyler yazamıyacağım.
Bebek değil ki agu dedi, koştu, oynadı falan yazalım. Haluk'un dediği gibi olsaydı ,şimdi yeni yetişen
bir yavrukuş ,onu yazardık  bak burada mesela :))
Tabii ki isteyene istediği kadar versin Allah.Ben şanslılardanım bir kerede bir kızım bir oğlum oldu . Ama çocuk sayısı bir, iki ya da üç ,farketmez ,çocuk dünyaya getirmek kadar, onları yurdum şartlarında büyütüp ,yetiştirip hayat yoluna yolculamak da meşakkatli bir iş.
Lakin ,onların yanınızda birer çocuk olarak değil de birer yetişkin olarak yeralmaya başlaması inanılmaz güzel bir duygu.
Bu sıcak mı sıcak eylül akşamında ,balkonda  bir başımıza otururken , benimde bunları yazasım geldi.
Canım kızım ve canım oğlumla birlikte üniversite öğreniminde olan tüm öğrencilere
yeni öğrenim yılında başarılar diliyorum.

Tepside Kolay İçli köfte


Haftasonu için ailenize yapabileceğiniz nefis, kolay,
her öğüne yakışabilecek bir Arda şef tarifi 😋;




*2 su bardağı ince bulgur,
*2 orta boy patates,
*1 çorba kaşığı domates salçası,
*1 çorba kaşığı biber salçası,
*1 yumurta,
*tuz,karabiber,kimyon, kırmızı biber.

İç harcı için;
*300-350 gr kadar kıyma,
*kuru soğan,
*yarım su bardağı ceviz kırığı,
*yarım demet maydanoz.

üzerine sürmek için;
*iki kaşık eritilmiş tereyağ
*yarım su bardağı kadar zeytinyağ..
Yapılışı şöyle;
-İki su bardağı kaynamış suyu ,ince bulgurun üzerine , bir tencerenin içinde, döküp bulgurun
şişip yumuşamasını sağlıyoruz. Haşladığımız iki patatesi rendeleyip ya da çatalla iyice ezip
yumuşamış , suyunu çekmiş bulgura katıyoruz. Bir yumurta, birer kaşık domates ve biber salçaları,
baharatları ve tuzu da ilave edip hepsini güzelce yoğurup birbirine kaynaştırıyoruz.
-Kıymamızı ve küp küp doğranmış soğanlarımızı iyice kavurup, ceviz ve maydanoz ilavesi ile
tamamlayıp ılınmasını bekliyoruz.
-Yuvarlak büyük bocam tepsiye yağımızdan bir kısmını döküp, tepsimizi yağlıyoruz.
 Bulgurlu hamurumuzun yarısını tepsinin altına , üzerine kıymalı harcımız, diğer yarısını da
kıymalı harcın üzerine yayıp, elimizi hafif ıslatarak düzeltiyoruz. Sonra istediğimiz gibi dilimleyip,
kalan yağı gezdiriyoruz yemeğimizin üzerine.
-Sonra 200 derece fırında 30 dakika da mis gibi pişiyor.
Güzel bir haftasonu olsun;
Görüşürüz...



Suyu Arayan Adam


Okumaya başladığım Şevket Süreyya Aydemir'in ''Suyu Arayan Adam'' kitabı ,yazarın hayat hikayesini bir roman tadında anlatıyor. Aynı zamanda tarihimizdeki önemli siyasi şahsiyetleri inceleyerek ''Tek Adam'', ''İkinci Adam'', ''Enver Paşa'' gibi eserleri yazmış olan  Şevket Süreyya Aydemir, bu kitabında Turancılık hayalinden ,Rusya'daki günlerine oradan memlekete uzanan hayatını yazmış.Trakyadan, Kafkaslara, Azerbaycana,Rusya ovasına uzanmış, bizleri oralara ve o dönemlere götürmüş
Hem dili, hem anlatımı ,hem geçtiği dönem itibarıyla ,nerelerden nerelere geldiğimizi anlatan, öğreten, hatta okudukça şaşırtan bir kitap olup ,
mutlaka okunması gereken kitaplar listesinde olmalı.

sayılı gün dediğin...

Arada İstanbul'a böyle 10 günlük tatil iyi geliyor.
Şöyle bir nefes alıyoruz,
artık her saat kalabalık olan yollar ,bomboş sayılabilir,
istediğiniz yere ,yıllar öncesi ulaşabildiğiniz dakikalar içinde, gezmeye gidebiliyorsunuz.
 
 Mesela şu yukarıda görülen cadde Turgut Özal bulvarı, yani sahil yolumuz.Burada toplu ulaşım araçları olarak otobüsler ve sarı dolmuşlar çalışıyor.Onun dışında özel araçlarında minibüs yolu ve E-5 e alternatif olan güzergahı. Kadıköy'den Pendik sonuna kadar uzanıyor.
Burasını sair günde öğleden sonra boş bulmak imkansızken işte bir bayram günü önümüzde,yamacımızda herhangi bir vasıta olmadan rahat rahat gittiğimizin resmi..

   Şu alttaki ise sahil yolunun meşhur ''mangalcı tayfası''ndan bir örnek aile. Israrla her hafta sonu,
yazın her akşam gece yarılarına kadar , duman duman mangallar yanıyor, çaylar demleniyor,
etraf çer çöp piknikler yapılıyor. Piknik yapılmasına değil ama şu mangal yakılmasına karşı
bir çok insanız. Maltepe'den öte mangala yasak var ama Kartal , Pendik arası böyle bir yasak olmadığından buram buram yanmış et kokusu, genelde,tavuk , her yanı sarıyor, hele ki rüzgar yoksa
kesif bir sis gibi yayılıyor sahile. Bir de şu örnekde görüldüğü gibi, yeşil kısmın ön tarafı lebi derya
olduğu halde , mangalları kaldırıma kurup gelen geçen araba manzarası altında keyif yapıyorlar.


 
Tuhaf milletiz vesselam.. 

Kurban Bayramınız mübarek olsun.


Bayramlar hayata biraz daha tat katsın, mutlu olmak için bahane yaratsın, birbirimizi arayalım
soralım, büyüklerimize hürmet, küçüklerimize sevgi sunalım, diye var olsun.
Dini bayramlar, milli bayramlar tümü,
 insan olduğumuzu,
hayatın aslında mutluluk üzerine dönmesi gerektiğini,
sevgiyi, merhamet duygusunu, yardımlaşmayı arttırmayı ,barışmayı ,
hatırlatsın bize.




Bodrum güzeli

                                            Bodrum ile özdeşleşmiş neredeyse begonviller,
bembeyaz otel evlerinin kenarlarında renk katıyorlar,çekmelere doyamadım.




 
Palmiyeler ekilmiş sahilde ,
                                                  Gölgeleri plaja vurmuş. Huyumdur mutlaka gölge yer ararım
deniz kenarında, yanıp kavrulmakla derdim yok. Dalga sesi ,deniz kokusu, rüzgar esintisi olsun
kafi.

                                               Agustos ayının son günü, arefe gününde, sonbahara varmak                   üzereyken iliştirdiğim bu fotoğraflar güzel bir tatil anısı olarak kalsın buracıkta .
Görüşmek üzere..               

30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun.

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ve Kahraman silah arkadaşlarının kanları canları pahasına
 
mücadele ederek ,
bize emanet bıraktıkları bu vatan için ,tüm İstiklal Savaşı kahramanlarımızı
minnet ve hürmet ile anıyorum.
Ruhları şad olsun.
 


Çiçeksever lokanta-Bergama

Ayvalık'da Kozak yolundan doğru girip yolu takip ederseniz sizi yayladan dolaştırıp
Bergama'ya çıkartır. Yaklaşık iki saat sürüyor. Bergama ,
Tarih öncesi dönemlerden başlayıp günümüze kadar gelebilmiş , dünyaca ünlü çok önemli arkeolojik eserlere sahip.
Bunlardan bahsetmeyeceğim bu tatil günü .Can boğazdan gelirmiş Bergama'ya gidip gezdiniz ,gördünüz diyelim tabii ki acıktınız. Size çok beğendiğimiz bir mekan tavsiye edeceğim. Ciçeksever ızgara.
 
 
 Dışardan sadece kırmızı ışıklı küçük bir tabelada ''Çiçeksever Izgara'' yazısı görülüyor, lokanta nerede acep diyorsunuz.
Büfe görünümünde. Ufacık bir lokanta.İçerde hepi topu 4-5 masa var.
 
 Köfte, ciğer, bonfile pişiriyorlar. Öyle böyle değil, çok lezzetli.
 
 Yanında harika pişmiş fasulyelerle yeşillikli, hafif acı bir piyaz.
 
 
Ardından tahinli Kemal paşa tatlısı.Daha ne olsun.Ayvalık'dan Bergama'ya sırf Çiçeksever ızgara
için bile gidilir.
Üstelik fiyatları gayet makul.
Bergama'ya giderseniz aklınızda olsun.
Yemeden gelmeyin..

yazık oluyor KOZAK yaylası'na

Ayvalık'a gelmeden  önce Kozak tabelası görürsünüz, oradan sapın hemen. Zeytin ağaçları ,meyve bahçeleri ile dolu tarlalar sonrasında, her yeri çam ağaçlarıyla kaplı kocaman bir coğrafya içine düşersiniz. Bu orman içinde çam ağaçlarının arasında devasa büyüklükte ,
sanki gökten atılmış gibi çam ağaçlarının arasına serpilmiş granit kayalar gözünüze çarpar.
Şaşırtır sizi bu granit kayalar .O kadar büyükleri var ki 'oraya nasıl gelmiş', dedirtir, düşündürür.
Bağyüzü köyü yakınlarında bir Atatürk sevdalısı Sühan Şen bu kayaların üzerine müthiş bir eser yaptırmış.
Bir Atatürk Anıtı.
Kocaman bir granit kayanın üzerine yapılmış dev bir heykel. Çam ağaçlarının ortasında ,yolun hemen kenarında muhteşem bir görüntü.

 


 Bu güzel eseri görmek idi niyetimiz. Kozak yaylasına neredeyse bir 13-14 yıl önce gitmiştik.O zaman sadece fıstık çamı ağaçlarıyla dolu ,üzüm bağları meşhur ,Bergama'ya yakın 19 köyü kaplayan koca bir yayla. Lakin daha ormana girer girmez sizi artık çam ağaçlarından önce, ormana ağaçlara yayılmış bir hastalık gibi görünen taş ocakları karşılıyor. İnanılmaz üzücü bir manzara.O koca granit taşlarını un ufak edip ,kaldırım taşı yapıp yurt dışına satıyorlarmış.Bu taş ocakları yüzünden fıstık çamı kalmamış.(Bir köy bakkalından aldığımız dolmalık fıstığın kilosu 140 tl ).Üzüm bağları ne derece dayanır ya da kaldı mı bilmiyorum.
Atatürk anıtının tam karşısına da bir taş ocağı açmışlar.
Anıtın etrafı neredeyse çer çöp dolu. Bakımsız. Sanki bir inat sezdim, o ocağın oracığa açılmasına.
O granit taşlar ve o fıstık çamları  dolu orman başka memlekette olsa bu derece kıymetsiz mi olurdu acaba.
İçim parçalandı.
Tatilimde beni en çok yaralayan manzara, bu çam ağaçlarının arasına hunharca saplanmış bir bıçağı andıran taş ocakları oldu.

                                                      (Medyadan alıntı)
Böyle bir sorunu olan köylüler buna ne derece ses çıkarıyor bilmiyorum,artık bağı bahçeyi
bırakıp bu taş işçiliğine soyunurlar:(
Milletin efendisi olmak yerine , taş ocaklarının işçisi olurlar.

Neyse,yolunuz buralara düştüğünde Atatürk Anıtını mutlaka görün.
Yorulup dinlenmek isterseniz ,buz gibi soğuk şerbetler , sıcak çaylar içebileceğiniz bu köy
çaybahçesi(Köyüm Cafe) sizi buralarda ağırlayacak güzel mekanlardan biri.
Buranın  fotoğraflarıyla
kapatayım yazımı .
Güzellik hayatımızdan eksik olmasın, bize verilmiş en güzel hediye olan
doğayı yok etmeden, faydalanalım,
 dileklerimle...

selamlar...

İstanbul'a döneli üç beş gün oldu.Beton kaplı bir şehirde inşaat gürültüleri toz toprak kalabalık gürültü içinde bir İstanbul hayatına tekrar döndük. Hele birde geldiğimizin ertesi bir yağmur bir yağmur seller götürdü mahalleyi, caddeler birer dere yatağına dönüşüverdi.
Suyun gideceği yer kalmamış ki ,yakında kanalizasyonlar sadece alt katları değil üst katları bile basabilir.
Eskiden yağmur yağdığında sadece camlarımı yeni sildim , kirlendi diye üzülürdüm.
Şimdi istanbul'da yağmur yağınca nerede mahsur kalacağız ya da otoparkı, Marmarayı,metrobüsü sel bastı ,ay! çocuklar yolda kaldı ,diye endişelenir ,mecbur kalmadıkça dışarı çıkmayın uyarı ile karşılaşır olduk.


 
 


Geldiğim yer öyle mi oysa..
Bir aylık bir nefes alış ,etraf zeytin ağaçları, ortancalar, güller ,yaseminler,
rengarenk binbir türlü çiçekle çevriliydi. Babam ekmiş biber ,domates nane.Hele bir şeftali ağacı var,ufacık cüssesine bakmadan bu sene meyve vermelere doyamamış. Torba torba toplayıp tatlı şeftali komşulara dağıttık, şeftali reçeli yaptık, suyunu şeftali şerbet yaptık,  hala üzeri dolu.
Artık onlarda kurtlara kuşlara.

Kuşlar deyince sabah guguk kuşu sesiyle uyanıp, serçe cıvıltılarıyla kahvaltı etmek tatilin  en
güzel zamanlarından. Kahvaltıdan önce her sabah aynı saatte geçen simitçiyi de unutmamak lazım
tabi.
Ah birde  bahçedeki çimenlerin arasında çıkan ayrık otları olmasa
ya da
komşu yazlıkçının çim biçme makinasının sesi
yahut
sabah akşam gelene geçene özellikle çöp kamyonuna havlayan komşunun sesi kendinden büyük ,küçük köpeği.
İşte bunlar oralarda tek sorun:))
(desem de oralarda moral bozucu sorunlara sahip, neyse sonraya kalsın)


Gerçi rüzgarda pek bir esti tüm Temmuz boyunca, hızının alamayıp palmiyeleri bile sağa sola savururken  , denizin dalgaları çoştukça çoştu, çocuklara dediğimiz gibi ''denizin üzeri beyaz
koyunlarla doldu'' . Ama olsun, efil efil geçirdik günleri, serinledik sıcaklar bunaltmadı.
amma velakin her güzel şeyin sonu geldiği gibi  o günler geçti
ve geldik sevgili İstanbul'umuza.
Herkese selamlar ,kendim dahil, bol paylaşımlar diliyorum.

görüşürüz..


Kurban Bayramında Alınabilecek En Güzel Hediye

Kurban Bayramı’nda sevdiklerinizi ziyaret ederken, yıllar boyunca kullanabilecekleri pratik bir hediye de vermeye ne dersiniz? Yalnız uyarayım; bu hediye o kadar güzel ve kullanışlı ki, kendinize saklamak isteyebilirsiniz! Derin dondurucular son derece faydalı cihazlar ve özellikle Kurban Bayramı gibi dönemlerde büyük bir sorunu çözüyorlar: Uzun süreli gıda depolama. Geçen bayram bir derin dondurucu kullanmanın ne denli önemli olduğunu anladım, zira etlerimin çoğunu (bozulmasınlar diye) hemen tüketmek, tüketemediklerimi de dağıtmak zorunda kaldım. Buzdolapları uzun süreli gıda depolamak için uygun bir çözüm değil, en fazla bir hafta içinde et tüm tazeliğini yitiriyor, hatta bozulmaya başlıyor.
Derin dondurucular ile böyle tanıştım ve uzun bir araştırmadan sonra, tercihimi yatay derin dondurucu modellerinden yana kullandım. Yatay olmaları kapaklarının üst kısımda olması anlamına geliyor. Bu tasarım son derece kullanışlı ve pratik: Muazzam bir kullanım rahatlığı ve depolama alanı yaratıyor. Marka konusunda seçim yaparken hiç tereddüt etmedim ve Uğur Soğutma markasını seçtim. Türkiye’nin ilk ve en büyük derin dondurucu üreticisi olan Uğur Soğutma, 63 yıldan bu yana piyasadaki en kaliteli ve en sağlam derin dondurucuları üretiyor. Renk konusunda beyaz ile sınırlı olduğumu düşünüyordum ancak şaşırtıcı bir şekilde çok sayıda renk seçeneğim olduğunu fark ettim. UED 210 A++ isimli model, birden fazla renk seçeneği içeriyor ve ben en çok mor ile gümüş renklerini beğendim. Açıkçası halen karar vermiş değilim ama mor rengi seçecek gibiyim – çok şık duruyor!
 
Tek özelliği şık durması değil elbette, 190 litre iç hacmi var ve emin olun sadece sizin değil, tüm akrabalarınızın gıdalarını depolamak için fazlasıyla yetiyor! UED 210 A++ enerji sınıfına giren bir model, yani hemen hiç enerji harcamıyor ve elektrik faturasının artmasına neden olmuyor. Dolap içi LED aydınlatma sistemi ve elektrik kesilse bile 48 saat boyunca gıdaları korumaya devam etmesi, sevdiğim diğer özellikler arasında yer alıyor. Bu yılki etleri bir sonraki bayrama dek ilk günkü tazelikleri ile depolamaya kararlıyım: UED 210 A++ derin dondurucu sayesinde bu mümkün oluyor! Satın almak isteyenler için bir ipucu da vereyim: http://satis.ugur.com.tr adresinden sipariş verir ve satın alma işlemleri sırasında UGURGUMUS veya UGURMOR indirim kodunu kullanırsanız, ekstra %5 indirim elde ediyorsunuz. Kampanya hakkında detaylı bilgi için BURAYA tıklayabilirsiniz.
                                        
Bir boomads advertorial içeriğidir.

Hoşgeldiniz Adalet Yürüyüşçüleri..




23 gün önce başlayan Adalet Yürüyüşü bugün bizim mahalleden geçecek ve yarın
Maltepe meydanında ki büyük miting ile son bulacak.
Tabii ki bu Adalet Yürüyüşünden mucizevi sonuçlar beklenmemeli.
Bu tip bir eylem kararı alan muhalefet partisi lideri Kılıçdaroğlu büyük bir eyleme
imza attı.
Ardına binlerce insanı taktığına göre demek ki ülkede herşey güllük gülistanlık değil.
Kendi yaşamlarımızdan biliyoruz zaten de çoğumuz işlerimiz tıkırında diye görmezden
geliyoruz, herşey normal kabul ediyoruz.
Hata ediyoruz.
Hatalarımızın bedeli de sanırım bizden sonraki nesillerden çıkacak.
Kılıçdaroğlu en azından bu Adalet Yürüyüşü ile bir adım değil binlerce adım attı.
Başı çekti, cesaret gösterdi.
Yürüyenler suçlandı mı? Evet maalesef yine hak arayanlar suçlandı.
Oysa araya nifak sokulmazsa böyle eylemler sorunsuz geçebiliyor
en azından bu Adalet Yürüyüşü ile onu öğrenmiş olduk.
Gerekli tedbirler alınıp engel çıkartılmazsa herkes istediği eylemi yapabiliyormuş.
Adalet hepimiz için, hepimize lazım.
Kaybolduğu düşünülen adil düzeni bizler yerine koyalım ki
canımız ciğerimiz çocuklarımız
ilerde Adalet peşinde koşmasın,
sadece mutluluk ve iyi yaşam içinde olsun.








 aralarda bir yerde Kılıçdaroğlu var:) müthiş bir koruma çemberi..








İşte bizim mahalleden geçen adalet yürüyüşçüleri. Çok kalabalık çok.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...