Hoşgeldiniz Adalet Yürüyüşçüleri..




23 gün önce başlayan Adalet Yürüyüşü bugün bizim mahalleden geçecek ve yarın
Maltepe meydanında ki büyük miting ile son bulacak.
Tabii ki bu Adalet Yürüyüşünden mucizevi sonuçlar beklenmemeli.
Bu tip bir eylem kararı alan muhalefet partisi lideri Kılıçdaroğlu büyük bir eyleme
imza attı.
Ardına binlerce insanı taktığına göre demek ki ülkede herşey güllük gülistanlık değil.
Kendi yaşamlarımızdan biliyoruz zaten de çoğumuz işlerimiz tıkırında diye görmezden
geliyoruz, herşey normal kabul ediyoruz.
Hata ediyoruz.
Hatalarımızın bedeli de sanırım bizden sonraki nesillerden çıkacak.
Kılıçdaroğlu en azından bu Adalet Yürüyüşü ile bir adım değil binlerce adım attı.
Başı çekti, cesaret gösterdi.
Yürüyenler suçlandı mı? Evet maalesef yine hak arayanlar suçlandı.
Oysa araya nifak sokulmazsa böyle eylemler sorunsuz geçebiliyor
en azından bu Adalet Yürüyüşü ile onu öğrenmiş olduk.
Gerekli tedbirler alınıp engel çıkartılmazsa herkes istediği eylemi yapabiliyormuş.
Adalet hepimiz için, hepimize lazım.
Kaybolduğu düşünülen adil düzeni bizler yerine koyalım ki
canımız ciğerimiz çocuklarımız
ilerde Adalet peşinde koşmasın,
sadece mutluluk ve iyi yaşam içinde olsun.








 aralarda bir yerde Kılıçdaroğlu var:) müthiş bir koruma çemberi..








İşte bizim mahalleden geçen adalet yürüyüşçüleri. Çok kalabalık çok.

kek'siz olmaz.


Çay , toplumumuzda en çok içilen içeceklerin başını çeker eminim. Her sabah,yataktan kalkar kalkmaz ocağın altı yakılıp, çay demlenir. Çalışıyorsak gün içinde sık sık çay söylenir.Gelene
gidene ikram edilir. Evde isek, akşam üzeri mutlaka şöyle tavşan kanı bir çay içilir.
Ama öyle boş boş çay içmek ,pek hoş olmaz, yanına bir kekdir bir kurabiyedir ya da börektir çörektir iyi gider.

Havada çöl sıcağı olsa da  çay içmek yinede istenir..Sıcaklarda harareti keser, derler.İçin iyidir:)
Kek diye başlık atıp bu kadar çay muhabbetinden sonra, 

-2 yumurta,(oda ısısında)
-1 çay bardağı süt,(oda ısısında)
-1 çay bardağı sıvı yağ,
-1 su bardağı toz şeker,
-1, 5 su bardağı un,
-1 çay kaşığı kabartma tozu,
-bir kaç damla limon suyu,
-2 çay kaşığı mahlep,
-2 çorba kaşığı fındık(öğütülmüş)

ile güzelce bir kek hamuru hazırlanır.Bildiğiniz anne keklerinden.180 derece önceden ısıtılmış fırında  şöyle 20 dakika kadar pişirilir.

Bu arada çay  da çoktan demlenmiştir.

Sonra isteyene çay kupasında,
isteyene ince belli bardakta bir bardak çay , yanında kek..

bir oturuşta beş bölüm..



Yerli dizilerimizin çoğu final yapınca , itiraf etmeli, bir boşluk oluştu akşamlarımızda:)
Bizde yeni diziler keşfetmeye çıktık netflix'de.
Geçen yaz ilk 10 bölümünü izlemiştim.
Benim bıraktığımdan beri 21 bölüm olup 1. sezon tamamlanmış.
Geçen akşam bir başladık diziyi seyretmeye , 5'i birarada oldu.
Ama adamlar tabii ki yaklaşık 40 dakikalık bölümler yapıyorlar, öyle yavaş çekim , bakışma,
tekrar gösterme, araya müzik ,klip koyma gibi olaylara girmiyorlar.
İlginç bir dizi, Amerika'nın başına yine berbat bir terör olayı geliyor. Amerikan kabinesi ,meclisi tümden bombalanıp yokediliyor.Kabineden tek sağ kalan bakan  Amerikan Başkanı olmak zorunda kalıyor. Sonra gelsin komplo, aksiyon, macera.
bizde böyle konular işlenir mi?
Asla ve kat'a.
gerçi onlarda devamını çekecekler mi bilemedim..
Heyecanlı bir dizi.Politik olaylarla geçen, gerilim dolu, aile dramlarını da içine katmış
türde  dizileri severlere ,duyurulur.



günaydın..

 
umarım geçmiş bayramınız ve gelecek bayramlarınız böyle olmaz😅
 

                                
                                             Çoluk çocuk geçecek nice güzel günler olsun..
                                               zaten  sevdiklerin yanındaysa ,
                                                      bayram her gün:)))

iyi bayramlar...

     
                              Sevgili  blog komşularım, satırlarıma gözgezdiren tüm okuyanlar,
 Çok sevdiğim , hala eksikliğini hissetiğim anneannemin bayram için hazırladığı mendiller geldi aklıma. Damatlar, erkek torunlar için kenarları grili yada kahverengili ,  ekoseli ,ortası beyaz, büyücek ; kızlar ve kız torunlar için  daha yumuşak renkli yine ortası beyaz, daha küçük ebatlı kumaş mendiller .
Aralarına artık gönlünden ne koparsa, bayram harçlıkları gizlenirdi mendillerin. Erkeklere fazladan
çorap da alırdı bazen ,mendil ve çoraplar. Bir koca tepsi de baklava aldırır, evin arkasındaki küçük odada ,yanında çatal ve pasta tabakları ile hazır dururdu. Ne kadar ısrar ederdi' bir tanecik olsun yiyin' diye. Sonra her daim buzdolabında duran ,limon kolonyası çıkardı .Serin serin avuçlara dökülür, evin içini mis gibi tatlı ile karışık kolonya kokusu sarardı.
Sehpalarda ve camlı büyük vitrinde,el örmesi göz nuru danteller serilmiş, koltukların üzerindeki kırlentler, muntazam bir halde dizilmiş olurdu. Gelen giden bitmezdi, özellikle bayramın ilk günü.
Ne kadar özenirdi canım.
Şimdi hangimiz yapıyoruz , hangimiz bayram için bu kadar hazırlanıyoruz bilemem.
 Buralarda mesela, öyle komşulara bayram ziyareti falan bilmem kaç yıl gerilerde kaldı. Kahve yanında likör ikram edildiği , içinde parlak kağıtlı çikolata ve badem şekeri olan şekerliklerin misafirlere tek tek dolaştırılıp 'ay bir tane alın lütfen' diye ısrar kıyamet edildiği, küçük çocukların kolonyayı ben dökeceğim diye mızmızlanıp şişeyi kardeşinin elinden kapmaya çalıştığı bayramlar uzaklarda kaldı.
Bir bilen kişi,
''..mutluluk an içinde değil, geçmiştedir'' dedi geçen gün.
Belki de öyle.
Şu an yaşadıklarımız başka birisi ya da bizim için gelecekte düşleyeceğimiz bir mutlu an belki.
Bunları yazmama neden olan da dün bayram sabahı kapıma gelen iki küçük hanım ve iki küçük bey.
Anneleri şık giydirmiş. Kızların saçlar taralı, rengarenk tokalı taçlı ,ellerinde ufak torbalar.
İyi bayramlar diye bayramlaşmaya gelmişler. Çok tatlılardı .En azından bazı şeylerin yaşatıldığına
çok sevindim. Bayram harçlığı almaya gelen mahalle temizlik görevlisi ya da postacısı kalmasa dahi  cici bici ,temiz  giyinen , şeker toplayan çocukların kapımın zilini çalması hoşuma gitti. Bayramların eski adetleri o kadar da uzakta kalmamış galiba, diye düşündüm


                Şimdilik benden bu kadar diyorum.Dilediğiniz gibi bir bayram geçiriyor olmanızı temenni
ederek   Ramazan Bayramınızı canı gönülden kutluyor, İstabul'un Anadolu yakasından
                                         size selamlar gönderiyorum.

                                                                                         
                                                                                          Pudra Şekeri'M

haziran, en sevdiğim...

Aman efendim ne güzel püfür püfür esen efil efil bir Haziran ayı geçiriyoruz.
Bu da not etmeden geçilecek bir şey değil.
Blogumun yapraklarına kayıt olarak
 belirtirim ki son yıllarda İstanbul'da yaşadığımız
en serin Haziran ayı  ki neredeyse yorganları kaldırıp pikelere geçtiğimize pişman olacağız.
Bir yayla havası ki ara sıra çiseliyor arada dolu bindiriyor, (Camlar yeni silinmiş umurunda mı??)
Kimileri bu durumu Mübarek Ramazan ayına bağlarken kimileri çok çok sıcak geçecek bir yaza bağlıyor.
Lakin zaten kaldı elimizde bir Temmuz bir Ağustos.
Ağustosun zaten 15 i yaz 15 i kış derler  .Neyse yaz mevsimini hemen bitirmeyeyim,
çünkü kısmetse bir tatile çıkmak lazım.. Biraz İstanbul'dan uzaklaşmak,  kafa dinlendirmek lazım.
Daha zaman var gerçi, olsun hayali de güzel tatile çıkmanın.
 Balkon güzelim , her sabah muhteşem kırmızı bir çiçek vermeye başladı.(maşallah)
Bu Japon gülü.
Yerini pek sevdi , kışın budasak da baharda coştukça coşuyor.Birkaç kez budanmışlığı var,
tatile gidince susuz bırakılıp kurumuşluğu var,
lakin inatla direnip her seferinde daha da dallanıp budaklandı.Yirmidört saatlik ömrü var ,
sonra kuruyup düşüyor kendiliğinden.



Bir çiçeğe bakıp ta mutlu olanlardanım ben,
bu ne kafası diye düşünler olabilir ama güzel olan mutluluk veriyor işte.

Bayram öncesi bu çiçek size ,
benim gibi çiçeğe bakıp gülümseyenlere Güzel günler diliyorum , canı gönülden.


kadın ve erkek ayrımı



Bazı illerde pembe otobüs, kadınlara ayrı metro vagonu haberleri falan var ya hani, kadınlar ayrı erkekler ayrı.Hatta geçtiğimiz günlerde bir Anadolu Lisesinde kız ve erkek öğrencilerin ayrı sınıfta okuyacağına karar vermiş bir okul müdürü.Öylesine okuyordumda dün bizzat bir ayrımının içinden geçince bir fena oldum doğrusu. Nasıl sinir bozucu bir şey.
Biz kadınlar bunlara nasıl müsade ediyoruz, usul usul koyun gibi sessizce uyuyoruz
sinirlenip kızdım. Ya sabır! dedim, burası yeri değil çemkirmenin.


İstanbul'da her mevsim ,her ay ,her gün sabah akşam binlerce kişinin ziyaret ettiği
Eyüp SultanTürbesi burası. Özellikle Ramazan aylarında ziyaretçileri dahada fazla.
Şaşalı kıyafetleriyle sünnet çocuklarını getirirler ben kendimi bildim bileli .
Kurban kesmeye bile gidilirdi önceleri Kurban bayramlarında. Şimdi yapılmıyordur sanırım bu .
Adak adayan, şükür için giden, dua etmeye giden,turistik giden. Yani ziyaretçisi çok fazla.
Bir kaç sene önce tadilatta falandı türbe .Sonra yapılmış geçen yaz gidemedik. Bu sene geçen gün, hadi gidelim dedik.
Türbenin girişini bayanlar ve baylar diyerek ikiye ayırmışlar.Önce eşim sinirlendi ne oluyor diye
sonra ayrı ayrı girdik ayakkabılarımızı elimize poşetlerle alıp(İçerde yerler halı kaplı,cami gibi ayakkabılar çıkartılıyor.Bu da ayrı bir giriş kalabalığı yaratıyor.Niye gerek duymuşlar anlamadım)
        Tamam ayrı ayrı soktunuz içeride kadınlar çok kalabalık ,genelde gruplar halinde gelmiş, erkekler daha  seyrek bir kuyrukla ilerlediler. Ama biz duvar dibinde kalakaldık, içeri girmek zor
Hemen eşimi bulup yanına geçtim sırada erkekler ve bir ben,kadınlar duvar dibinden sırayla içeri giriyor erkekler hemen türbenin önünden ilerliyor.
Türbenin olduğu yerde yüksekçe bir setin üzerinde elinde bir değnek, başı beyaz takkeli
orta yaşlı,beyaz gömlekli bir adam bağırıp duruyor ''bayanlar duvar tarafı ,erkekler bu taraf ''diye.
Hadsiz,
Densiz.
Sonra sırada eşimi ve beni yanyana görünce usul usul kenara geçip oturdu, bekçiyle muhabbete daldı.
Kadınlar duvar dibinde  uzaktan sessizce  dualar ederken, beyleri türbeyi en önden
görüyorlardı. Tamam türbeyi uzak yakın görmüşsün önemli değil, duada nerede olsa edilir
yeter ki gönülden olsun,
lakin bu kadarda kendimizi itip kaktırmayalım kardeşim.Oraya zaten gelmişiz eşimizle, dostumuzla, kim kime napacak.
''Rahat etsin bağyanlar'' , kısmı hikaye, kandırmaca.
kendinizi öteletmeyin, ayrıştırmayın..
Hayata aynı şekilde doğarak geliyoruz,
dünyada kadın ve erkek birlikte yaşıyoruz.
bunu sakın unutmayın.
ayrıştırmayın kendinizi.
Biz değerliyiz , insan olarak  unutmayın.
Herkese iyi bir hafta diliyorum,Günaydın olsun.

babalar günü..

Yine bir Haziran ayı 3. pazarı.Babalar günü.
Böyle özel anlam yüklenen günlerde güzel bir şeyler yazabilmek için klavyenin başına geçince ,
nereden başlasan eksik,
neleri anlatsan az,
nasıl anlatırsan anlat araları boş satırlar oluyor.
Bundan dolayıdır ki;
     Sevgi dolu, merhametli, her daim kucak açıp çocuğunun yanında olan
gücüyle varlığını hissettiren ,her şekilde destek olan, en önemlisi onlara ''Seni seviyorum '' diyebilen,
tüm babaların babalar günü kutlu olsun, diyorum sadece.






gözler kitap satırlarında;huzursuzluk..


Bazen tam bir paylaşım hazırlıyorum ,
sonra bir şey oluyor gündemde tüm hevesim kaçıyor.
Öyle boş boş kalakalıyorum.
Sonra hayat seyrinde akıyor usul usul.
Bir kitap bitiriyorum o sırada.
 Hem kitabın konusunu düşününce hem de bu savaş ve şehit olaylarını haberlerde izleyince ,
diyorum ki
iflah olmaz bir düzence sarıp sarmalanmışız.
Bak işte  Mardin'li Hüseyin ,Meleknaz'a aşık olmuş.Nereden bilsin, bu aşk onu nasıl bir nedenle   ölüme sürükleyecek.
nereden bilsin ,'Hem iyinin hem kötünün bir arada olabileceğini' 
İnce bir kitap lakin anlattıkları çok çok ağır.


Epeydir kitap okumuyordum. Livaneli'nin yazdığı Huzursuzluk'la,   yine kitap sevgim depreşti:)
Yaz da geldi ,sıcak havaların en keyifli yanı uzun günlerin, bol bol kitap okuma zamanı yaratması.

bir köy


Safranbolu'ya bağlı  Yörük köyü öyle bildiğiniz, gördüğünüz gibi bir köy olmasa da ,
tam da hayal ettiğiniz gibi bir köy olabilir.
Evlerin hemen hepsi konak olarak inşaa edilmiş.90 dan fazla tescilli eser varmış.
 Bu evlerinden dolayı Kültür Bakanlığınca koruma altına alınmış , Bektaşilik izlerini de taşıyan bir Yörük köyü. Yolları düzgün. Yeşilliği bol. Hayvancılık ve tarımla uğraştıkları gibi, turist olarak gelenleri, gidenleri eksik olmuyor ,onları da ufak çay bahçelerinde gözlemeleri, ayranları,çay ve
kahveleri ile ağırlıyorlar.
Yukarıda resmi görülen ve buraları gezenlerin çoğunun mutlaka tanıdığı Filiz hanım bu köy konaklarından Sipahioğlu Konağını ve köylerini bir turizm elçisi olarak
hikayelerle, şakalarla kendine has diliyle anlatıyor. Köylerinden çok giden olmuş, çoğu
hane kapanmış. Bayramlarda gelen oluyormuş bazı evlere o kadar. 
Köyde en kalabalık yer, gelen gezginlerin toplu olarak götürülmesi sebebiyle bir bu konak,
bir de köy kadınlarının eski zamanlarda topluca çamaşır yıkadıkları çamaşırhane.

 Bu yerleri not edip, ufak bir tavsiyede bulunayım. Bu iki örnek gezi yerini gördükten sonra kendinizi ,turist araç trafiğine(iyi ki) kapalı köyün diğer sokaklarını dolaşmaya bırakın.
Çünkü, sizi el emeği kuru erzak, yaş sebze meyve satan, ineklerini otlatmaktan getiren, çeşmeden suyunu dolduran bir köy sakini karşılayabilir.Evinin girişinde bahçesinden topladığı taze ıspanakları ve yeşil körpe maydonozları demetleyen bir Hasan amca ile tanışabilirsiniz. Size burada ıspanağın çok yetiştiğini,bunların kendi bahçesinden olduğunu, pazara satmaya götüreceğini tatlı tatlı sakince anlatıp sizinle sohbet edebilir.

 
Köyün başka bir sokağında  karşınıza, ünlü soprano Leyla Gencer büstü çıkıp sizi
tam bir şaşkınlığa sürükler. Meğer bu köyden çıkan ve çok iyi işlere imza atmış bir çok aydın kişi varmış.Bunlar büyük şehire göçselerde köylerine katkıda bulunmayı ihmal etmemişler.
 

 

 Evlerin damlarına asılan geyik boynuzları dikkati çekerse,söyleyeyim, bu, o evde avcı birinin yaşadığını gösterirmiş. Şimdilerde avcılık yaparlar mı bilmem lakin pek çok evin damında asılı.

''Orda bir köy var uzakta'' şiirini ezberleye ezberleye büyümüş olduğumuzdan böyle korunası
köylerin çoğalmasını , köy halkının geçim kaynaklarının bollaşmasını , köylerini yaşatmak
için gerekli teşvikleri bulmalarını diliyorum.

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı

 
 Çeşitli bahanelerin ardına sığınılarak yasaklanan ,unutturulmak istenilen Milli Bayramlarımızın
en değerlilerinden ,aynı zamanda Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün doğum günü kabul edilen
19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun.

dün bitti mi? şimdi!!


Anneler, annelik duygusunu tüm kalbiyle içinde taşıyanlar, anneanneler,
babaanneler için düşünülmüş ne güzel bir gün.
Günlerdir ne reklamlar,
ne şarkılar,şiirler ,hediyeler, yemekler içmekler, sürprizler neler neler..
Ama bugünü anlatan karikatür olayı özetlemiş.
 
 Bende bugün yine çoluğu çocuğu okuluna, işine göndermiş 
 hepimizin, Anneler gününü kutluyorum.

Haftanız güzel geçsin..

YEDİGÖLLER

 
 
Yedigöller Milli parkına gidileceğini programda görünce 'sanırım Sapanca ya da Abant gibi
bir yerlerdedir ,eh orayı da görmüş oluruz ',dedim. Çünkü benim ,öyle dağ tepe yürüyüş falan
ilgim yok. Normalde Yedigöllere gidip piknik yapayım, dolaşayım diye aklıma gelmez. Birde virajlı dar yollar kabusumdur,gözlerim kapalı yolculuk ederim korkudan. Tur programında Yedi göllere ,gezdiğimiz otobüsle değil, Bolu merkezden minibüslerle gidileceğide belirtilmiş ,lakin önemsemedim, uyanmadım. Ne kadar kötü yollar olabilirdi ki yani. O kadar kişi gittiğine göre bende giderdim. Neyse,tura katıldık. Safranbolu ,Amasra gezdik. Son günümüz artık,Yedigöllere gidilip oradan da İstanbul'a dönüş..Otobüsle Bolu merkeze geldik. .İki midibüs araç ayarlanmış bizim grup için. Biraz eski araçlar. Otobüsden inip, bu midibüslere binildi.
Bolu merkez -Yedigöller milli parkı arası 42 km. Bir saat on beş dakika kadar sürüyor, dediler.
Yolda  öğle yemeği için mangal yapılacağı için bu süre biraz daha uzayacakmış. Parkın içinde mangal yapılmasına izin verilmediğinden(gerçi sonradan yapanları gördük neyse) ,milli parka gelmeden yolda mola verileceğimiz anlatıldı.
Yola çıktık. Aman Allahım.
Önce dağtepe tırmanıyor araçlar, sonra döne döne bir vadiye iniyor, sonra döne döne tekrar tırmanışa geçiyor. Virajlar neredeyse tam tur. Çoğu yer, tek araba geçişe müsaade eder halde.
Başlangıç yolları zaten toz toprak, böbrek taşı düşürtür cinsten. Neyse ,sonunda mangal yerimize geldik.Yol kenarında bir ekip gelmiş, piknik sofralarını hazırlamış.Güzelce herkes karnını doyurdu.
Lakin aniden başlayan iri taneli yağmur ,bir kağıt bardak çay içmemize müsaade etmedi.
Yine koyulduk yola.Bir on dakika kadar sonra ,nihayet Yedi göller Milli parkı yazısını gördük , yalnız ortada göl yok. Tam dağların tepesindeyiz, yukarıda artık bulutlar. Meğer 5 km daha varmış Yedigöller Milli Parkı tabelasından sonra.Bu sefer yerin dibine iniyormuş hissi veren virajlı daracık bir yoldan aşağı inmeye başladık. Yolda aşağı indikçe, gökyüzü ile bağınız opuyor ,
yemyeşil bir fanusun içindeymiş duygusuna giriyorsunuz. Ve nihayet tansiyon çıkaran cinsten yolun sonunda, yedigöllere  ulaştığınızda, aşağıda resimlerini verdiğim ,
muhteşem bir doğa sizi bekliyor.
 
 
kayın ağaçları, göknarlar daha bilmediğimiz bir sürü tabiat canlısı.Güneş yer bulup toprağa değmemiş , yerler hala sonbahar yaprakları ile dolu.

Su yeşil, ağaç yeşil, kurbağalar şarkı söylüyor..Sanırım her mevsim ayrı renk tonlarında burada
doğa..



Burada kendimi ''Avatar'' filminin çekim platosunda geziyorum gibi hissettim. Okyanus dibinde
gibi hissettim.Çok değişik  bir tabiat.
Anlayacağınız heyecanlanarak çıktığım yolun sonunda bu güzel
doğadan ayrılasım gelmedi. Bıraksalar uzun zaman geçirebilirdim.Lakin turla gidilince herşey
kısa süreli.Belki siz günü birlik gelirseniz rahat rahat pikniğinizi yapar, üzerine bu renkli doğada
uzun yürüyüşler gerçekleştirirsiniz.
Dikkat!(Yaban hayvanlarıyla karşılaşmamak için sessiz yürümeyin) diye uyarı levhaları var.

bahar ne renk?

Şarkıdaki gibi ''Baharı görmeden yaz geldi, geçti'' diyeceğiz sanırım diye düşünürken,
Güneş bir açtı pir açtı.
Bahçelerde rengarenk çiçeklerin zamanı. Şu güzellere  bakmaya doyamadım.
Birbirine nispet yapar gibiler.
Biri pembe pembe salınıyor, diğeri leylakları kıskanmış mor  rengin
en açık en güzel hali.
Papatyalar çimenlere dağılmış ışıltılı kar taneleri gibi. Yeşilin en yakışan süsü.
Bahar ne renk ?
Bence gökkuşağı ..
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...